Beklenen Marmara depremine ilişkin ABD’de yayımlanan uluslararası bir bilimsel makale kamuoyunda yeniden tartışma yarattı. Amerika Birleşik Devletleri merkezli Uluslararası Bilim Dergisi’nde yayımlanan “Marmara Fayı’nın Doğuya Doğru İlerleyen Kırılması” başlıklı çalışmada, Marmara Denizi’nde önümüzdeki 30 yıl içinde 7,3 büyüklüğünde bir deprem olasılığı yüzde 35 olarak hesaplandı. Depremlerin zamana bağlı davranışının da hesaba katılmasıyla bu risk oranının yüzde 47’ye yükseldiği ifade edildi.

Makalede, Marmara Fayı’nın 1766 yılından bu yana büyük bir deprem üretmediği, bu nedenle fay hattında yaklaşık 6 metreye varan bir kayma birikimi oluştuğu ve bu enerjinin henüz boşalmadığı vurgulandı. Çalışmada ayrıca, 1509 yılında Avcılar civarında, 1766’da Prens Adaları açıklarında ve 1894’te İzmit Körfezi’nde 7’nin üzerinde depremlerin meydana geldiği hatırlatıldı.
Ancak makaledeki değerlendirmeler, Türkiye’deki uzmanlar tarafından temkinli yaklaşımla ele alındı. Jeofizik Mühendisi Ali İlker Bulut, çalışmanın iddialı başlıklar içerdiğini ve bilimsel açıdan abartılmaması gerektiğini belirtti. Bulut, söz konusu çalışmanın temel olarak istatistiksel bir analiz olduğunu ifade ederek, “Bu çalışma, son 30 yıl içinde o bölgede meydana gelmiş büyük depremleri bir istatistik programına koyup, benzer bir depremin tekrar yaşanma olasılığını hesaplıyor. Çok karmaşık ve insanları ciddi biçimde endişeye sevk edecek bir analiz değil” dedi.

Raporda yer alan yüzde 47’lik olasılığın kısa vadeli bir risk anlamına gelmediğini vurgulayan Bulut, makalenin asıl iddiasının, Marmara’daki enerji transferinin doğudan batıya değil, batıdan doğuya doğru ilerlediği yönünde olduğunu belirtti. Bulut’a göre çalışma, 2011’den itibaren yaşanan 5,1 – 5,2 büyüklüğündeki depremlerle başlayan ve ardından 5,8 ile 6,2’lik sarsıntılarla devam eden sürecin, kilitli olduğu değerlendirilen Avcılar segmenti ve Prens Adaları yönüne doğru bir enerji birikimini anlattığını öne sürüyor. “Bu makale, ‘İstanbul’u hemen büyük bir deprem bekliyor’ diyen bir uyarı metni değil” değerlendirmesinde bulundu.

“Büyük deprem” tanımına da açıklık getiren Bulut, literatürde genellikle 7 ve üzeri depremlerin büyük deprem olarak kabul edildiğini, şehirlerde yıkıcı etkilerin ise 6,5 büyüklüğünün üzerinde kesin olarak beklendiğini söyledi. Bulut, Türkiye’de yapı stokunun bu açıdan ciddi bir risk oluşturduğunu da vurguladı.
Uluslararası raporların Türkiye’deki resmi verilerle örtüşüp örtüşmediği sorusuna da yanıt veren Bulut, yurt dışındaki araştırmaların büyük ölçüde Türkiye’deki resmi kurumların verilerine dayandığını ifade etti. “Yurt dışındaki araştırmacıların burada istasyonları yok. Kullandıkları tüm veriler Kandilli ve AFAD’a ait istasyonlardan elde ediliyor” dedi.









